Yerel Kilisemiz

Meryem Ana Doğuş Kilisesi (Sarıyer Santa Maria Latin Katolik Kilisesi)

İstanbul Avrupa yakasında bulunan Büyükdere; Karadeniz’den sadece 8 km uzaklıkta, Boğaz’ın kıyısında, geçmişte “iyi komşular” için bir buluşma yeri olarak küçük bir kasaba  mütevazılığıyla duruyor. Burada; Ermeni Katolikler, Rum Ortodokslar, Latin Katolikler, Gregoryen Ermeniler ve Müslümanlar asırlarca iyi komşuluk ve barış içinde yaşadılar. Bu çok renkli komşuluk bugün hala faaliyet gösteren ibadethanelerden değil, aynı zamanda burada günlük yaşamı paylaşan büyükelçilik ve konsoloslukların evlerinden de anlaşılmaktadır. Nitekim şu anda Büyükdere’de İspanya Büyükelçiliği’nin ve Sarıyer’e doğru Rusya Konsolosluğu’nun güzel yazlık daireleri bulunmaktadır.

Büyükdere’nin yaklaşık 10.000 sakininin “kırsal” yaşamını engellemeden, trafik akışını kolaylaştıran kazıklı yol, 1986-1989 yıllarında inşa edilmiştir.

Büyükdere’nin eskiden ve hala imrenilen bir yer olduğunu bellidir. Bunu hak ettiğini bize hatırlatan, kamusal yaşamda önemli kişileri (siyasetçiler, sanatçılar, yazarlar…) geçmişte ve hala, duvarları içinde kucaklayan bazı önemli evleridir. 

Güzel bir bina, deniz üzerine inşa edilen yeni yol nedeniyle artık taşınmış olan eski iskelenin orijinal halini hala saklamaktadır. Şimdilerde mevcut olan yeni iskeleden tarihi Konstantinopolis’e giden bir vapura binebilir, yol boyunca güzel binalara ve saraylara hayran kalırken, vapurların arkasında uçarak güzel bir gösteri sunmaya her zaman hazır olan martılarla bir simit paylaşabilir ve böylece kameranızın lensine bu eşsiz manzarayı odaklayabilirsiniz. 

Neredeyse bölgenin merkezinde yer alan güzel bir okul binası, 1924 yılına kadar Lekesiz Meryem Ana İvrealı Rahibelerine aitken, Ekim 1937’den itibaren yönetimi Fransisken Zambak Rahibelerine (bugün: Assisi Fransisken Misyoner Rahibeleri) geçmiştir. Bu okul 1969 yılında Peder Gaetano Ferro tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na satılmıştır. Bugün hala devlet tarafından yönetilen bu okul, kızlar için meslek eğitimi veren bir okuludur. Gastronomi ya da anaokulu öğretmenliği olmak üzere iki temel dalda eğitim almaktadırlar.

Burada 1924’te, Atina İstanbul – Brindisi bağlantısını sağlayan ilk hidro-hava uçuşları için bir antlaşma imzalandı. Büyükdere’de bulunan bu hava-hidro-limanını hatırlatan ve gösteren güzel fotoğraflar da var.

Büyükdere’nin girişinde, mutlu bir şekilde el ele tutuşan ve birbirlerinin gözlerinin içine bakan modern bir aileyi tasvir eden bir heykel grubu bulunmaktadır. Ayrıca baba küçük kızını kucağında taşırken, anne büyük oğluyla el ele tutuşmaktadır. Onlar da mutludur ve ebeveynlerine bakarak onları aile yaşamının bir örneği olarak görürler. Bu heykelsi kombinasyon, yoldan ya da deniz kıyısından geçen herkese Türklerin gerçek aileye duyduğu büyük saygı ve sevgiyi hatırlatır.

Biraz ileride, yanında bir aslan bulunan bir kaide üzerinde 1713 – 1790 yılları arasında yaşamış olan Cezayirli Gazi Hasan Paşa heykeli bulunmaktadır. İki parkın yanı sıra bir spor sahası ve bölgedeki en iyi balık pazarı bulunmaktadır. 

Her gün, deniz kıyısında bisiklete binmek ya da koşmak için özel olarak hazırlanmış sahil  yolundan yararlananları görebilirsiniz. Boğaz boyunca temiz hava solumak isteyen genç ya da yaşlılar için güzel bir atmosfer yaratan balıkçı teknelerini görebilir ve gemilerin siren seslerini duyabilirsiniz. 

Boğaz’ın karşı yakasında bulunan Beykoz ilçesinde, tanrılara adanmış bir Bizans kalesi olan ve başlangıçta “kutsal yer” adını da taşıyan Yoros Kalesi, meraklıları karşıya geçmeye davet ediyor. Boğazda düzenli olarak sefer yapan vapurlarla kolayca ulaşılabilen kaleden, Karadeniz’i Marmara Denizi’ne doğru 25 km boyunca kanalize eden “huni” ile Karadeniz’e doğru güzel fotoğraflar çekilebilir.  

Büyükdere’nin Boğaziçi’ndeki tüm uzantısı boyunca, sürekli geçen büyük gemilerin oluşturduğu dalgalar veya rüzgarlar nedeniyle dans eden balıkçı tekneleri, vapurlar ve bazı yatlar, yoldan geçenleri bu “yer”in tadını çıkarmaya davet ediyorlar.

Büyükdere, büyük dere veya büyük vadi olarak adlandırılan büyük dere yatağı…

Büyükdere Kilisesi

1807’den itibaren buraya yerleşen Fransisken Konventüel Küçük Kardeşler (ofmconv) 1815 yılında bu küçük mahalleye ahşap bir kilise inşa ettiler. Fransisken pederler bu kilisenin konumuna 25 Haziran 1865’te şimdiki kilisenin temelini attılar. Temelin ilk taşı takdîs edilerek 8 Eylül 1866’da kilise ibadete açılmıştır.

Kilise, İstanbul Boğazı’na sadece birkaç metre uzaklıktadır (90 m). Kilisenin sağ tarafında Sarıyer Tepesi’nin altında bir futbol sahası vardı. Sanırım Büyükdere’nin en büyük binasıydı ve hala da öyle. Kilise, mimarları tam emin olmasak da Giovanni Battista, Domenico Pulgher, Ianco ve Pellegrini olabilir. Mimarlar bu şekilde adlandırılmış ve bu sıfat altında -dönemin ekonomi defterlerinden okuyoruz- para almışlardır. Daha fazlasını ve tam olarak mimarın kim olduğunu  bilmiyoruz.

Kilisenin inşaatı müminlerin cömert destekleriyle yapıldı; Kilisenin yapımını yöneten kişiyse, peder Giovanni Franconi’ydi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında kilise, Müslüman çocuklar için bir yemekhaneye dönüştürülmüştür. Bazilika şeklindeki tek nefli kilise, Neo-Klasisizm ve Neo-Rönesans’ı, hatta bazı unsurlarıyla Barok’u anımsatmaktadır. 31 metre uzunluğunda, 11 metre genişliğinde ve 15 metre yüksekliğindeki kilise, başlangıçta görünür olan tuğlalarla inşa edilmiş, daha sonra 1995 yılında koruyucu bir kireç tabakası uygulanmıştır.

Kilisenin ön cephesinde Latince olarak aşağıdaki plaket yazılıdır:

D.O.M.

In honorem Mariae Nascentis

ab origine Immaculatae

collatitia fidelium stipe

aedem hanc

in ampliorem formam a solo restitutam

fratres franciscales a conventu dedicaverunt

anno 1866.

Türkçe çevirisi şöyledir:

 En Yüce Allah’a

Bu tapınak, 1866’da konventüel fransisken rahipleri

ve adanmış müminlerin bağışlarıyla

temellerinden daha büyük bir şekilde

başlangıçtan beri lekesiz olan

Meryem Ana’nın Doğuşu onuruna inşa edildi.

Sade gül pencerenin altında, ithaf yazısının altında ve iki neo-Gotik pencerenin arasında yer alan demir kapılar üzerinde dua eden iki demir melek kilisenin girişini kıskançlıkla koruyor gibi görünmektedir. Ancak bu melekler, insanı nazikçe kiliseye girmeye ve dua etmeye de davet ediyorlar. Kapıların altında büyük bir mermer vardır; kiliseye girmek için kişinin ayağını kaldırması gerekir. Adeta ziyaretçiye dua etmek için peygamber Mika’nın dediği gibi Rab’be doğru yürümek gerektiğini hatırlatmak istercesine: “Gelin, Rab’bin dağına ve Yakup’un Tanrısı’nın tapınağına çıkalım, bize yollarını öğretsin ve biz de onun yollarında yürüyelim” (Mi 4:2).

İki barok pencerenin özel bir yanı vardır. 6 + 6 mumlar şeklinde yapılan demir ızgaralar, bize İsrail’in On İki Kabilesi’ni hatırlatır. Yani sadece En Yüce Tanrı olana dua ve ibadet ederken “Tanrı halkı” olunuyor. Yani, bu ızgara 12 mum şekli yoldan geçenlere Yahudi ve Hristiyanları hatırlatır: “Çünkü siz Tanrınız Rab’be adanmış bir halksınız ve Rab yeryüzündeki bütün halklar arasından kendi gözde halkı olmanız için sizi seçti. (Tesniye 14.2)” Müslümanlara ise şunu hatırlatırlar: “Ey İsrailoğulları, sizi nimetlerle doldurduğumu ve sizi dünyanın diğer halklarından nasıl üstün kıldığımı hatırlayın” (Bakara Süresi, II,122).

Ayin Sunağı (Altarı)



Ana Altar (Presbiteryum)