Bu eser, genel anlamda barok kutsal sanatın güzel bir örneğidir.
Ortada, altın çerçeveli bir yağlı boya tablo yer alır; bu tablo, ev ortamında geçen samimi bir aile sahnesi olarak Çocuk İsa ile Meryem Ana’yı tasvir eder. Gerçek şu ki her absisin şekli hamile bir kadını andırır, çünkü Meryem Ana Mesih İsa’yı doğurmaktadır. Kilise de vaftiz aracılığıyla kendi çocuklarını doğurmaktadır.

Meryem Ana’nın arkasında, tabloya bakanın sol tarafında kırmızı bir perde görülürken, diğer tarafta ise uzakta Vaftizci Yahya’nın çöle benzer kurak ağaçları yer alır. Gerçekten de, Yahya’nın bulunduğu kısımda arka plan kuru ve çöl gibidir; buna karşılık İsa’nın yani Meryem Ana’nın tarafında arka plan yeşil, canlı ve mavi gökyüzüyle doludur.
Çocuk İsa, annesinin dizlerinde oturmakta; sol eliyle çocuk Vaftizci Yahya’nın omzuna dokunurken, sağ eliyle sevgi dolu bir şekilde onun çenesine dokunur. Küçük Yahya ona saygıyla bakmakta ve ellerini dua edercesine çaprazlamıştır. Vaftizci Yahya, İsa’dan altı ay önce doğmuştur (bkz. Luka 1,26). Litürjik takvim de Vaftizci Yahya’nın doğumunu 24 Haziran’da — yani İsa’nın doğumundan tam altı ay önce — kutlar.
Meryem Ana ise iki çocuğun sahnesine gülümseyerek ve memnuniyetle bakmaktadır. Sağ eliyle İsa’nın beyaz kundak bezini tutarken, sol eliyle iki çocuğu birden kucaklamaktadır.
Küçük Vaftizci Yahya, öncü olarak tanınan simgesi olan haç biçimindeki asasını tutmaktadır. Ellerini dua pozisyonunda birleştirmiş, asayı ise kolunun iç kıvrımında taşımaktadır. Asanın üzerinde, beyaz bir şerit içinde şu İncil cümlesi yazılıdır: “Ecce Agnus Dei” – “İşte Tanrı’nın Kuzusu” (bkz. Yuhanna 1,29).

Bu sahne, altın yaldızlı bir çerçeve içine yerleştirilmiştir. Çerçevenin ortasında, muhtemelen bitki lifleriyle karıştırılmış kireçten yapılmış ve beyaza boyanmış büyük bir bulut yer alır. Bu bulutun üzerinde kabartma şeklinde sekiz küçük melek bulunur. Bu küçük melekler, Meryem Ana ve Oğlu çevresinde sonsuz bir övgüyü simgeler. Bulutun tepesinde, bulutlar üzerinde oturan iki melek, ahşaptan yapılmış büyük bir altın taç tutmaktadır; bu taç, Meryem Ana’yı Gökyüzü Kraliçesi olarak taçlandırır. Bu hareket, onun Oğlu’nun yüceliğine katıldığını sembolize eder. Bulutun arkasından ise, İlahi bedenleşme sırrından kaynaklanan Tanrısal görkemi simgeleyen uzun ahşap altın ışınlar yayılmaktadır.
Meryem Ana’nın sağ elinin hemen üzerindeki örtü dikkatle incelendiğinde, ince iki harf fark edilir: “SA”. Bu baş harfler, büyük ihtimalle eserin çizeni olan Pasquale Sarullo isimli rahip ve sanatçıya yapılan ince ama bilinçli bir göndermedir. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e İstanbul’da Latin Katolik Yapıları” başlıklı doktora tezinde (İstanbul, Eylül 1997), Sezim Sezer Sevinç şu bilgiyi aktarır: “Sarullo, kilisenin resimlerini yapmakla görevlendirilmişti. Ancak hastalığı nedeniyle, absis için hazırlanmış olan Çocuk İsa, Meryem Ana ve Vaftizci Yahya’yı betimleyen tablo, Carta aracılığıyla İstanbul’a rulo hâlinde gönderildi. Sarullo, yazdığı bir notta Carta’nın da iyi bir ressam olduğunu ve bu işi layıkıyla tamamlayabileceğini belirtmiştir.”
Tüm bu sahne, üst kısmı çiçek ve altın motifleriyle süslü, püsküllü mavi bir örtünün üzerinde yer alır. Bu örtü hem gökyüzünü (mavi) hem de eski tapınağın örtüsünü (perde), yani Tanrı’nın varlığının eski sembolünü temsil eder. Bu örtü artık yırtılmıştır (bkz. Matta 27,51) ve bize yeni Ahit’in Sandığı olan Meryem Ana’yı göstermektedir: “İşte Rab’bin hizmetkârı” (Luka 1,38) ve beden almış Kelâm’ı: “İşte Tanrı’nın Kuzusu” (bkz. Yuhanna 1,29). Bu nedenle: “Ama gözleriniz görürse, ne mutlu size!” (bkz. Matta 13,16).

Duvar süslemesi 1927 yılında Isolabella tarafından yapılmıştır. Zamanla nemden zarar gören bu süsleme, Aralık 2024’te Lyudmila Kucherenko tarafından sadece onarılmakla kalmamış, ayrıca 1 metre 30 santim kadar aşağıya doğru uzatılmış ve daha önce olmayan altın püsküllerle zenginleştirilerek yeni bir dekorasyonla tamamlanmıştır. Lyudmila, işvereni Fikri Kaya ile birlikte, kilisenin alt duvarlarında, orgun arkasındaki bölümde ve zarar görmüş bölümleri yeniden boyamıştır.Mermer sunağın sağında ve solundaki iki kapının bulunduğu alanlarda (kapılar önceden beyazdı); kolon süslemesi ise eskiden kapının üstünde son bulurken, artık zemine kadar uzanmaktadır.
Fr. Anton Bulai