Başmelekler ve Kutsal Ruh’a Tapınma

Peder Giorgio Leone, “19. Yüzyılın Bir Sicilyalı Sanatçısının İzinde: P. Pasquale Sarullo OFMConv (1828–1893)” başlıklı özel yazısında şöyle diyor: “Absisin yarım kubbesini süsleyen ve Meleklerin Tapınmasını betimleyen fresk de Carta’ya aittir…”

Bu nedenle, kilisenin diğer fresklerinin de Giuseppe Carta tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Aynı makalede şu bilgiye de yer verilir: Carta, “Büyükdere’deki Doğuş Kilisesi’nde freskler ve resimler bırakmıştır.”

Bu fresk, kompozisyon itibariyle bir tür benzersizlik taşıyor denebilir. Zira genellikle Kutsal Ruh, ya yedi armağanıyla ya da yedi erdemle (üç teolojik ve dört kardinal erdem) tasvir edilir; oysa burada buna dair herhangi bir açık simgesel işaret bulunmamaktadır.

Bunun yerine Kutsal Ruh’u, ışıkla çevrelenmiş bir güvercin şeklinde görüyoruz. Dahası, yalnızca ışıkla çevrili değil, aynı zamanda kendi öz ışığını da yaymakta; bu ışık, ifade edilemez ve ilahi bir nurdur, karanlıkları aydınlatır ve O’nun için, O’nunla ve O’nda olan yedi meleği ışığa boğar.

Apsisin en üstünden gelen bu tasvir, bize Kutsal Kitap’ın ikinci ayetini hatırlatır:

“…karanlık uçsuz bucaksız enginlerin üzerini örtüyordu. Tanrı’nın Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu. Tanrı ‘Işık olsun’ dedi ve ışık oldu.” (Yar 1,2-3). İlahi Ruh, yani Kutsal Ruh, karanlığın ortasında Tanrı’ya bakanlar için bir ışıktır. O, inananların sürekli olarak çağırdığı ışıktır; Pentekost ilahisinde denildiği gibi: “Ey neşenin ve nurun kaynağı, müminlerin kalplerine derinliklerine kadar gir.” Vahiy Kitabı (1,4) şöyle seslenir: “Size lütuf ve esenlik olsun… Tanrı’nın tahtı önünde duran yedi ruhtan.” Bu yedi ruh, Kutsal Ruh’a tapan yedi melekten başka bir şey değildir. Bu fresk, Kutsal Ruh’un Tapınılmasını resmediyor. Bu kilise ise yalnızca bu freskte değil, aynı zamanda gerçek dua anlarında da gerçekleşen şu ayetin yeridir:

“Gerçek tapınanlar Baba’ya ruh ve gerçeklik içinde tapınacaklardır. Çünkü Baba böyle tapınanlar arıyor. Tanrı Ruh’tur; O’na tapanlar da ruh ve gerçeklik içinde tapınmalıdır.” (Yu 4,23-24)

Soldan üçüncü melek (seyirciye göre), bakışlarını yere indirmiş ve eliyle Kutsal Ruh’u işaret etmektedir. Bu haliyle sanki şöyle demektedir: “Sen de gel. Bu gizeme gir. İlahi Ruh’a secde et.” Bu sessiz hareketi, gökle yeri birleştiren bir davettir. Çünkü az sonra Kutsal Ruh’un etkisiyle İsa’nın Bedenleşmesini, Kutsal Bakire’nin rahminde gerçekleşecektir. Bu nedenle, onun Başmelek Cebrail olduğunu söyleyebiliriz.

Bu fresk, büyük bir olasılıkla, Vahiy 1,4; 4,5; 8,2 ve Daniel 10,13 ayetlerinde geçen Yedi Başmelek Sinaksisini (toplanması) tasvir etmektedir. Stil olarak doğudan ziyade batılı bir üsluptadır ve bu Yedi İlahi Prens, Kutsal Ruh’un önünde tapınma halindedir. (Bu görüş, İtalya’nın Avellino şehrinden avukat ve yazar Carmine Alvino’ya aittir.) “Tanrı’nın önünde duran yedi meleği gördüm” (Vahiy 8,2; ayrıca bkz. Vahiy 4,5) ayetinden yola çıkarak, Alvino bu başmelekleri, bazı özellikler ve sembollerle, tanımlamaya çalışmaktadır. Bunu şahsen bana gönderdiği bir e-posta mesajında belirtmiştir.

Yukarıda betimlenen Cebrail, alt freskte bulunan iki çocuğun doğumunu müjdeleyen ilahi habercidir. (Bkz. Luka 1,11-19 ve Luka 1,26-30)

Bir başka melek, kimliğini bizzat açıklar: “Ben Raffael’im; Tanrı’nın yüce görkemi önünde daima hazır bulunan yedi melekten biriyim.” (Tobit 12,15)

Sağdan üçüncü melektir ve büyük ihtimalle sağ elinde ilahi şifa ilacını tutmaktadır (bkz. Tobit 12,14: “Tanrı beni, seni ve gelinin Sarayı iyileştirmek için gönderdi.”), sol elinde ise yolculuk asası vardır (bkz. Tobit 5,4 ve devamı).

Başmelek Mikail ise freskin tam merkezinde, asaleti ve ciddiyetiyle öne çıkar. Bir elinde güllerle sarılmış bir Kaduçeus tutmaktadır; bu, onun manevi otoritesinin ve Tanrı halkını koruma görevini simgeleyen kutsal bir işarettir. Bu tasvirde, inanç uğruna verilen mücadele, güzelliğe, kokuya ve uyuma dönüşmektedir. Asaya sarılı güller, yıkıcı olmayan, bilakis kurtarıcı ve arındırıcı bir savaşın simgeleridir. Diğer elinde ise kutsal bir kitap tutar muhtemelen İncil ya da Vahiy Kitabı. Çünkü orada Mikail, göksel orduların başkomutanı olarak kötülüğe karşı mücadelede tanıtılır (bkz. Vahiy 12,7). Kitabın kalbinin üzerinde tutulması, onun Tanrı Sözü ile derin bağını ve görevini gösterir. Mikail yalnızca kılıçla değil, Tanrı’nın kalbinden gelen gerçeklikle de savaşır. Bu ikonografik yorum, her ne kadar dogmatik olmasa da, Mikail’i yalnızca göksel bir savaşçı değil, aynı zamanda adalet, merhamet ve Tanrı Sözü’nün koruyucusu olarak tanıyanlar tarafından güçlü gerekçelerle savunulmaktadır.

Son olarak, Başmelek Uriel, elinde Gerçeğin Kitabını tutmaktadır. O, gizli sırları aydınlatan ve doğruları Tanrısal bilgelik ışığıyla yönlendiren kişi olarak görünmektedir.

Uriel, Kutsal Kitap’ın kanonik metinlerinde geçmese de, ismi “Tanrı’nın Işığı” ya da “Tanrım benim ışığımdır” anlamına gelir. Bu nedenle görevi, ilahi gerçeğe ve kutsal yazılara götüren bir aydınlatıcı olarak yorumlanabilir. O elindeki açık kitaba içtenlikle bakmak gerekir; çünkü orada Gerçek gizlidir.

Sonuçta, tüm meleklerin diz çökmüş olduğu görülür ve elleriyle yaptıkları jestler sayesinde dua ettikleri, taptıkları veya Kutsal Ruh’u işaret ettikleri anlaşılır. Bazıları O’na bakmaya cesaret edemezken, bazıları O’nu şefkatle, hayranlıkla ve sessiz bir saygıyla izlemektedir. Nitekim hiçbirinin ağzı açık değildir. Bu, büyük bir gizem karşısında sessiz bir tapınmadır. Meleklerden birinin diz çökmüş ve yalınayak olduğu göze çarpar. Bu, Musa’nın yanan çalı karşısındaki tecrübesini hatırlatır: “Çarıklarını çıkar, çünkü bastığın yer kutsal topraktır.” (Çıkış 3,5). Gerçekten de burası bir cennet sahnesidir. İşte: yanmakta olan ama tükenmeyen çalı, Kutsal Ruh’un kendisidir: yaşayan ışık ve ebedi varlık.

Yazar hakkında

santamaria

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir